Home Contact Sitemap

Ayhanca Bakışlar

Silgi kullanmadan resim çizme anıtına hayat denir.

Hakkımda


Yaş kırka vardı, Yolu yarıladı ömrüm, Ununu eledi çoktan, Eleğini astı gönlüm...

Bağlantılar

  • Netlog Sayfam
  • For You (Forum sizin için)
  • Buz Tv (Test Yayını)
  • GençYorum (Forumumuz)
  • Diğer Bir Adresimiz
  • Diğer Bir Adresimi 2
  • TV'de Bugün
    Günlük Burç

    Arkadaşlarım

    RSS

    Kategorilerim

    Son Yorumlar

    Son Yazılar

    Optimus Keyboard

    Bu klavye ile Q ve F klavye sorunu da çözülmüş olur. Tabii biraz pahalı bir çözüm. Düşünün oyun ya da photoshop benzeri bir program açtığınızda klavyeniz o programa özel hale geliyor
    devamı>>>

    Bu filmi Türk-Kürt yan yana izlesin!

    21/10/2009 | Kategori:sinema

    Bu filmi Türk-Kürt yan yana izlesin!Genç bir öğretmenin bir Kürt köyünde yaşadıklarını anlatan İki Dil Bir Bavul, Antalya'da yarışma bölümündeydi. Film, Türklerin ve Kürtlerin yan yana oturup empati yaparak izleyebileceği bir seyirlik.

    Filmin genç yönetmenleri Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy, 2007'de çektikleri filmde, olayları bizzat öğretmen Emre Aydın'la beraber takip ediyor. Film, Türklerin ve Kürtlerin yan yana oturup empati yaparak izleyebileceği bir seyirlik.

    Denizlili bir gencin üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmen olarak tayin olduğu bir Kürt köyünde yaşadıklarını anlatan, 23 Ekim'de de gösterime girecek İki Dil Bir Bavul, İstanbul ve Adana'dan sonra Antalya'da yarışma bölümündeydi. Filmin genç yönetmenleri Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy, 2007'de çektikleri filmde, olayları bizzat öğretmen Emre Aydın'la beraber takip ediyor.

    Öğretmenin ve çocukların yaşadığını aynı sıcaklıkta yansıtabilen film, Türklerin ve Kürtlerin yan yana oturup empati yaparak izleyebileceği bir seyirlik. Öğretmen Emre Aydın'ın yaşadıklarını anlatan filmin yönetmenleri Özgür Doğan-Orhan Eskiköy ve askerliğini yapan Emre Aydın'la konuştuk.

    Filmin iki yıllık bir geçmişi var. Ama 'açılım' dönemine denk geldi. Demokratik açılıma nasıl bir etki yapar?

    Özgür: Gösterimin gidişatına bağlı biraz. İyi bir sayıya ulaşabilirse filmin etrafında bir tartışma başlayabilir. Çok insanî bir açıdan ve temel olabilecek bir zeminde yaklaştığımız için filmin böyle bir gücü var. Tek dileğimiz tartışmanın böyle bir zeminde ilerlemesi.

    Tersine dönme endişesi var mı sizde?

    Özgür: Filmi yaparken de bunu düşündük. Ama biz çok dengeli bir film yaptık. Dolayısıyla terse dönecek bir duygu yok ortada.

    Orhan: Bizim meselemiz şu: Kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, meselenin kendini ve ülkesini etkilediğinin farkında olan insanların sahip çıkmasıyla doğru orantılı olacak filmin geleceği. Sadece bir kesimin sahip çıkmasının etki gücü yok. Amacımız, çözümü isteyen Türkler ve Kürtler bu filmi yan yana izlesin ve dışarı çıktıklarında konuşmaya başlasın.

    Yoksulluk yerine dil meselesine odaklanmışsınız. Neden?

    Özgür: Oradaki evlerde çekyatın olmaması yaşam kültürüyle ilgili. Yoksa bizim anladığımız anlamda yoksulluk değil. Durumları çok iyi demiyorum. Ama filmin odağı bu değildi. Orada çocuklar 7 yaşına geliyor ve onlara göre yabancı bir dille karşılaşıyor. Ülkenin batısında birkaç ayda çocuklar okuma-yazmayı öğreniyor ama orada ilkokul beşi bitirince bile okuma-yazmada zorlanıyor.

    Orhan: Bahçeşehir Üniversitesi'nde BETAM diye bir kuruluş var. Çift dilli olan çocukların yani Kürtlerin % 46'sı ilkokulu bitiremiyor. Resmî bir veri bu. Ne kadar korkunç, ne kadar adaletsiz bir durum. Ve bu çocuklar şimdi neredeler? Diyorlar ya 'Herkes okuma yazma biliyor.' Sadece okuma-yazma mesele değil ki! Onu nasıl kullandığın, nasıl ifade ettiğin önemli.

    Şimdiye kadar mesele hep ekonomik ve güvenlik açısından ele alınmıştı. O zaman dil mevzusu ihmal edilmiş...

    Orhan: Tabii ki. Biz o yüzden oraya gittik. Bizce sorunun kaynağında dil problemi var. Ondan sonra ekonomi vs. devreye girer. Düşünün ki çok iyi resimler yapıyorsunuz, ama evden çıkmanıza izin verilmiyor. Oradaki çok akıllı çocuklar var. Hayatla, doğayla doğrudan temas ediyorlar.

    Filmdeki öğretmen Emre'nin Denizlili olması bir tesadüf mü?

    Özgür: Emre'yi özellikle seçtik. İdealist bir öğretmen olsun istedik. Emre de çocukları ve öğretmeyi çok seven biri.

    Orhan: Egeli olması güzel oldu. Hem farklı bir ağızla konuşuyor. Hem de apolitik birisi. Kürt sorunuyla ilk defa orada karşılaşıyor. Oraya gidince bilmediği bir dil konuşuluyor. Bu onun için büyük bir şoktu. 'Ben nereye geldim?' dedi.

    Filmde otosansür uyguladınız mı?

    Özgür: Öyle bir şey oldu mu hiç? Hatırlamıyorum ben.

    Orhan: Dağlıca'dan sonra durum değişti biraz. Biz onları koymak istemedik. Çekmedik bile. Mesela baskının olduğu sabah Özgür'le Emre biraz tartıştı.

    Dağlıca baskını zamanı siz çekimde miydiniz?

    Orhan: Evet, oradaydık. O sabah kahvaltıdayken Emre'nin çok korktuğunu hatırlıyorum. Kürtlere karşı 'Bunların hepsi böyle'ye kadar varan bir kızgınlığı olduğunu hatırlıyorum. O zaman gergindik. Bir de köyün neredeyse tamamı AK Parti'ye oy veriyor. Dindar bir köy. Ama çift çanak var. Roj TV seyrediyorlar. Başka dili anlamadıkları için Roj TV seyrediyorlar. Köyde çok rahat geçti çekimler, diğer yerlere oranla.

    Filmi, Türkiye için yeni sayılabilecek belgesel-kurmaca arasındaki türde yapmanızın sebebi nedir?

    Orhan: Biz 'Emre'nin yaşadıklarına seyirciyi nasıl ikna ederiz?' sorusunun karşılığı olarak bunu bulduk. Zaten belgeselci bir geçmişimiz de var. Beni son zamanlarda en çok ikna eden isim Haneke. Biz kurmacanın ve belgeselin bize sağladığı olanakları beraber değerlendirmek istiyoruz. Buradan da melez bir şey çıkıyor ortaya.

    Özgür: Bu konuda örnekler de çoğalıyor zaten. Gerçekçi bir yaklaşım var artık. Bu memlekette temel meselelere dair hâlâ söylenmemiş çok söz var. Bunları anlatmak için de ister istemez bu türe kayıyoruz.

    Emre film boyunca telefonda sadece annesiyle konuşuyor. Üniversiteyi bitirmiş bir gencin hiç mi arkadaşı olmaz konuşacağı?

    Orhan: Aslında bir kız arkadaşı vardı. Ama oraya gittikten sonra ayrıldılar. Biz bazı konuşmaları çekmiştik. Ayrılınca onları çıkardık. Bir de bizim filmlerde bir ana-oğul ilişkisi oluyor hep. Garip bir şekilde. Burada da öyle oldu.



    '22 yıl sahte bir dünyada yaşamışım!'

    Filmin, bavuluna iki dil sığdıran öğretmeni Emre Aydın 2 yıl önce yaşadıklarını aynı heyecanla anlatıyor. O şu an Kıbrıs'ta 'Şafak 88' diyerek tezkere bekleyen bir asker. Emre'yle izne geldiğinde İstanbul'da görüştük. Üç çocuklu Denizlili bir ailenin en büyük oğlu olan Aydın, üniversiteyi Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nin Amasya'daki Eğitim Fakültesi'nde okumuş.

    Sınıf öğretmenliğinden 2007'de mezun olmuş. 'Neresi olursa olsun giderim.' diyerek Urfa'yı işaretlemiş. Urfa'nın Siverek ilçesinin Demirci köyü gelince ilk tepkisini şöyle anlatıyor: "Ben internetteki yoğunluktan dolayı sonuçları öğrenemedim. Sonra teyzem bilgilerime bakıp beni aradı. Şanlıurfa deyince, ben bir 30 saniye konuşamadım ve telefonu kapatmışım. Teyzemin ikinci kez aramasıyla kendime geldim ve ona 'Teyze F5 falan yap, ekranı yenile, bir yanlışlık olmalı!' dedim."

    İlk şoku atlattıktan bir hafta sonra, 21 saatlik yolculuk sonucu Urfa'ya giden Emre, bir süre Siverek'te öğretmenevinde kalır. Emre'nin tayin olduğu Demirci köyünün yeri, Siverek İlçe Milli Eğitim'in haritasında bile görünmemektedir. Kime sorsa, bilmez. Sonra köy dolmuşlarının kalktığı yerdeki kahvehaneleri dolaşır. Orada köyün muhtarı rastgelir. Muhtar ile köye giderler.

    Bu kısmı Emre'den dinleyelim: "Mor poşulu adamlar, hepsi farklı konuşuyor. 'Allah'ım ben nereye geldim?' dedim. Muhtarın evine vardık. Köylülerden 5-10 kişi de oradaydı. Hepsi de tek tek aynı soruları sordu. Hepsine cevap verdim. Sabah uyandım, köye bir baktım ve her şey bitti benim için. Hiçbir şey yok!" 'Üniversite okuyan 22 yaşında bir gencin daha önce Doğu, Güneydoğu, Kürtler ve Kürtçe hakkında bir şey bilmemesi nasıl olur?' deyince durumu anlatıyor: "Denizli'nin merkezinde yaşıyoruz, ama orada hiç böyle bir durumla karşılaşmadım. Amasya'da da sadece bir kez sınıfta Diyarbakırlı bir arkadaşım konu açmıştı. Ben o zaman ayrım varmış diye bir şeyi kulaktan dolma duydum. Oraya gidince anladım ki 22 yıl boyunca boş, sahte bir dünyada yaşamışım. Gerçek dünya orada. Orası benim için dünya dışı bir gezegen gibiydi."

    Emre, Siverek Öğretmenevi'nde ne yapacağını bilemez bir halde otururken Özgür ve Orhan'la tanışır. Onların film teklifini de 'Hiç olmazsa köyde yoldaşım olur.' diyerek kabul eder. Emre köye gittikten bir-iki hafta sonra yönetmenler de onun yanına varır. Ve film başlar...

    Emre Aydın, asker dönüşü yine Demirci köyüne gidecek. Rojda, Vehip, Hanus da öğretmenlerini bekliyor olacak muhtemelen.

    Herkesi aynı duyguda birleştiren film

    21/4/2009 | Kategori:sinema

    Herkesi aynı duyguda birleştiren film17 Nisan’da vizyona giren “Kız Kardeşim - Mommo” filmi, hem sinema yazarlarından hem de seyirciden çok olumlu eleştiriler aldı. Bakın film için kimler ne yazdı:

    Bir Anadolu öyküsünü anlatan film, farklı görüşten insanları çok benzer tepkilerle birleştirdi.

    Atalay Taşdiken’in senaryosunu yazıp yönettiği filmin müziklerini de Erkan Oğur yaptı. Yurtdışında da önemli ödüller alan film, izleyen herkeste derin izler bırakıyor.




     İşte filmle ilgili görüşlerden bazıları:

    “… Kız Kardeşim-Mommo, hem çocuklara hem de büyüklere hitap eden ve üstelik insanı yüreğinden yakalamasını bilen saf, duru ve şiir gibi bir seyirlik. Kaçırmayın.
    Not: Filmde oyunculuk anlamında sırıtan hiç kimse yok ancak sekiz yaşındaki Konyalı Elif Bülbül’ü(Ayşe) ayrı bir yere koymak gerek o nasıl bir sadelik ve etkileyicilik , 40 yıllık aktörlerden istemeden de olsa rol çalıyor.
    Alper Turgut
    Cumhuriyet  – 18 Nisan Cumartesi



    "BAĞIMSIZ SİNEMA TANIMI DİBİNE KADAR BU FİLMDE"

    Kız Kardeşim-Mommo, kendine özgü sinema dili, perdedeki etkilerini doğallıklarına borçlu olan deneyimsiz oyuncu kadrosu, paranın gücünden ziyade gönülden bir inanmışlık ve karşılıklı dostluk ilişkileri içinde yürütüldüğü hissedilen prodüksiyon süreci, gerçekten yaşanmış ve her an ülkenin her yerinde başka başka insanlar tarafından yaşanmakta olan trajik öyküsüyle “bağımsız sinema” tanımını dibine kadar hak eden bir çalışma.

    Bir “ilk film” için yeterince doygun olan bu yapıtı, doğrusu ya çok sevdim. Kimbilir, belki bunda filmin sinemasal yetkinliği kadar, bilinçaltımda bir yerlerde yırtıcı bir kuş gibi duran ve her fırsatta yüreğime attığı pençelerle kendini hissettiren travmatik bir ruh hali, ‘babasına doyamamışlık’ duygusu da etkili olmuştur. Çünkü, filmin iki küçük kahramanının babalarını içten içe özleyip bir türlü kavuşamamaları gibi, benim hayatımda da –bambaşka gerekçelerle de olsa- benzer bir özlemle yanıp kavrulduğum uzunca bir dönem var.

    Türk sineması, ‘trajedi’yi büyük bir ustalıkla anlatmaya aday yeni bir yönetmen daha kazandı. İki çocuğun umuda bir türlü geçit vermeyen trajik hayatı üzerinden, çözülmeye yüz tutmuş aile bağları, yanı sıra da kardeşlikte dayanışma, sevgi ve fedakarlığın değeri gibi insani hallere ilişkin son derece güçlü sözler söyleyen ‘kız Kardeşim-Mommo’ yu özellikle çocuklarınızla birlikte izleyin.”
    Ali Murat Güven
    Yeni Şafak – 18 Nisan Cumartesi


     “..Filmin en büyük başarısı, çocuklarına sahip çıkamayan baba, çaresizlik içindeki dede, birbirine tutunmaktan başka çareleri kalmayan kardeşler, onları yanına almaya çalışan Almanya’daki teyze ve köydeki diğer insanlarla birlikte tüm karakterler, hikayenin içinde bir yere oturuyor. Her birinin durumu, iyilik-kötülük gibi yargılamak yerine, anlaşılır kılınıyor, öyle anlatılıyor.

    Hikâyenin dramatik etkisini artırmak için karakterlerin duruşlarını abartmak, taşra havasının ağırlığını yoğunlaştırmak ya da seyircinin ilgisini sağlamak için taşrayı komiklik unsuruyla beyazperdeye taşımak, genel olarak taşra çeken yönetmenlerin bugüne kadar izlediği yol oldu. Taşdiken’in buna tenezzül etmemesi, güçlü bir sinema dili olan yeni bir yönetmenle tanışmanın heyecanını artırıyor…”
    Çağdaş Günerbüyük
    Evrensel - 17 Nisan Cuma


    "ZAMANI- MEKANI AŞARAK EVRENSELLİĞE ULAŞMIŞ"

    “… Konya kırsalından seçilmiş mekanlarda, yerel yaşam tarzına ve insan ilişkilerine alabildiğine doğal ve gerçekçi bir yaklaşımla bakan ilk filminde doğrusu zamanı-mekanı aşarak evrenselliğe ulaştığı söylenebilecek Taşdiken, öteki köy çocuklarınca da dışlanan, şimdiden kararmış gelecekleri hacı dedelerinin insafına bırakılmış bu iki yoksul öksüz kardeşe odaklanıyor…

    İki kardeşin birbirinden ayrıldığı, acıtıcı bir finale bağlanan, basit ama tıkır tıkır işleyen, duru, yalın ve samimi bir anlatıma sahip Mommo’yla etkileyici olabilen, alabildiğine duyarlı ve naif bir ilk film kotarmış Taşdiken.”
    Sungu Çapan
    Cumhuriyet - 17 Nisan Cuma


    “Türk sinemasının iki yakın dönem filmi ‘Beş Vakit’ ve ‘Tatil Kitabı’, taşranın sıkıcılığında ve orada, zamanın geçmezliğinde bizi dolaştırmıştı. Atalay Taşdiken’in ‘Kız Kardeşim-Mommo’su ise bütün bu unsurlara yoksulluğu ve çaresizliği de ekliyor. Hem ‘Beş Vakit’in, hem de ‘Tatil Kitabı’nın kahramanlarının aileleriyle çatışmalarının altında, büyüme problemleri ve biraz da ebeveyne karşı kendi varoluşlarını ortaya koyma çabaları vardı.
    ‘Kız Kardeşim-Mommo’da ise aile, çatışılacak bir kavramdan öte sığınılacak bir liman ama ne yazık ki öyle bir yer yok…

    Yönetmen Taşdiken, son derece sakin, tane tane ilerleyen, görüntü anlamında da etkili ve temiz bir çalışma ortaya koymuş. Filmin güzelliği aslında öykünün ait olduğu topraklardaki insan ilişkileri ve bu ilişkilerin detaylarında. Çocuklar arasındaki ‘demokrasi’ de, komşu kadınların bakışlarında ve kendi aralarındaki konuşmalarda, kahvehane muhabbetlerinde vs. minik karakterlerin durumlarına ve geleceklerine ilişkin çok şeyi görmek ve çözmek mümkün. Film bu yanlarıyla çok gerçekçi ve de anlattığı hikaye itibariyle de doğrusu yürek parçalayıcı.
    Uğur Vardan
    Radikal - 17 Nisan Cuma


    "TAM MANASIYLA BİR TÜRK FİLMİ"

    “Atalay Taşdiken’in ilk filmi olan ‘Kız Kardeşim’ kelimenin tam manası ile bir ‘Türk filmi ‘ Orta Anadolu’da sıcağın cayır cayır kavurduğu bir köyde anneleri ölen (öksüz kalan), zayıf karakterli babaları dul bir kadınla evlenip evi terk eden, Ali ve Ayşe’nin inmeli bir dede yanında geçirdikleri zor günleri içimiz burkularak seyrediyoruz.

    Sinemamızda ‘Yılanların Öcü’ veya Yılmaz Güney’in kimi filmlerinde olduğu gibi köy hayatını ‘kirli dille’ anlatan filmlerin aksine Kız Kardeşim asla bu kirliliğe düşmüyor. Onca mahrumiyetin içinde Türk insanının yaşama sevincini, ümidini; insanımızın içindeki ışıltıyı seyirciye yansıtıyor. Filmin yönetmeni Atalay Taşdiken’in bütün kalbimle tebrik, filmi hararetle tüm okuyucularıma tavsiye ediyorum.”
    Coşkun Çok Yiğit
    Bizim Gazete - 17 Nisan Cuma


    “…Bir ilk film olmanın ötesinde sorgusuz sualsiz, karşılıksız, saf bir sevginin, kardeşliğin öyküsü… Atalay Taşdiken’in Berlin’de gösterilen, Nürnberg’de seyirci ödülünün yanı sıra En İyi Film ödülünü Ina Weisse’nin yönettiği Mimar filmiyle paylaşan Mommo, bir ilk film olmasına rağmen gerçekten iyi, başarılı bir yapım. İki kardeşin arasındaki sevgiyi, seyirciyle herhangi bir haşır neşirliğe el vermeden mesafeli bir biçimde anlatıyor, böyle bile olsa yine de dramatik, zira öyküsünü gerçek hayattan almış olması bile seyirciyi etkilemeye yetiyor.”
    Janet Barış
    Taraf - 17 Nisan Cuma


     “ 45 yaşındaki yönetmen, filmi bizzat tanık olduğu gerçek bir olaydan uyarlamış. Hikayenin devamını çekmek gibi bir düşüncesi ‘şimdilik’ yok. Senaryoyu yazarken içindeki sızının yeniden küllendiğini söyleyen Taşdiken, seyircinin duygularını sömürmekten kaçınan yalın bir anlatımıyla dikkat çekiyor.”
    Ali Koca
    Zaman - 17 Nisan Cuma

    ,
    “Berlin Film Festival’ini fetheden film nihayet Türkiye’de...  İnsanoğlunun yer yüzü yuvarlağı üzerinde harcadığı sayılı gün içinde kimilerinin yaşadığı peri masalı, bir diğerinin trajedisi olabiliyor. Tıpkı 59. Berlin Film Festival’inin Generation yarışmasında gösterildikten sonra büyük bir ilgi patlaması yaratan, Nürnberg Film Festival’inde en iyi film ve Seyirci Ödüllerini alan ve bu gün Türkiye’de gösterime giren ‘Mommo-Kızkardeşim’ filmi gibi… Babalarının başka bir kadınla evlenerek dedelerinin yanına bıraktığı 11 yaşındaki Ahmet’le 7 yaşındaki Ayşe’nin yaşam mücadelesini yalın ve iç yakıcı bir şekilde anlatan ‘Mommo-Kızkardeşim’ yönetmen Atalay Taşdiken’in ilk uzun metrajlı filmi”
    Özlem Köyoğlu
    Akşam 18 Nisan Cumartesi


    “… Senaryosunuda yazdığı bu ilk sinema filmiyle karşımıza çıkan Atalay Taşdiken, onca yoksulluk ve kimsesizlik içindeki iki kardeşin  dayanışma hallerini fazla dramatizasyona girmeden naif bir anlatımla sunuyor. Zaten filmin finali hariç ajitan yaratmaktan kaçınma endişesinin taktir edilecek tarafı var elbette…”
    Esin Küçüktepepınar
    Sabah - 17 Nisan Cuma


    “... Bir filmin değeri tabii ki ne kadar ağlattığıyla ölçülmemeli. Ama Kızkardeşim-Mommo’nun, izleyiciyi ağlatacak dokunaklılıkta bir hikaye anlatıp da bambaşka öncelikleri olan bir sinemasal eğiliminin izlerini taşıması ve arada da  dengeyi tutturabilmesi kayda alınası bir özellik. Hikayenin bir ayağı karakterlerin başına gelecekleri umursamamızı, onların yanında olmamızı isteyen taraftaysa, diğer ayağı da taşra çıkışsızlığını uzun planlara, durağan tempoya tercüme eden tarzında…

    Filmin durduğu yer sınıflandırmaları aşıyor, bazı kategorileri tekrar düşünmeyi gerekli kılıyor…  Hikayenin çarpıcılığı da, insanın suratına çarpan finali de insanı daha bir etkisine alıyor. Hisleneni ayıplamamak lazım.”
    Erman Ata Uncu
    Radikal - 19 Nisan Pazar


    "ÇOĞU SİNEMA SALONU KARARSIZ"


    “… Mommo Berlin’i fethettikten sonra Almanya’da okullar için özel proje konusu yapıldı. Alman çocuklarının göçmenlere bakışını değiştirecek bir film olduğu yazıldı. Geçen hafta da Mommo Nürnberg Türk Alman Film Festivali’inde çok iddialı filmler arasından sıyrılıp ‘En İyi Film’ seçildi ve ‘Seyirci Ödülü’nü aldı.
    Türkiye’de mi? Çoğu sinema grubu filmi ticari bulmadıklarından salonları açmakta kararsız…
    Oysa şimdiden Elif’in dünyasını değiştiren ‘Mommo’, izleyecek çocukların da düş ve düşünce dünyasını değiştirebilir.”
    Can Dündar
    Milliyet - 22 Mart Pazar


    “…Atalay Taşdiken’in İlk uzun metrajlı filmi ‘Mommo’ yoksul, kimsesiz çocuk olma hallerini son derece duyarlı ve dokunaklı biçimde anlatıyor. Berlin Film Festivali’ne başvurmasıyla Generation K Plus bölümüne seçilmesi bir oldu! Bu yıl Türkiye’den tam
    43 film Berlinale’ye başvurdu ama ‘Mommo’  aradan sıyrıldı. Göteborg ve Rotterdam Film Festival’leri de ‘Mommo’ya ısrarla talip oldular ama Berlin’in Güzel Babylon sineması’nda yapılacak olan galanın cazibesi onlarda yoktu!
    Alin Taşcıyan Star 
    3 Aralık 2008 Salı


    İslâm'a adanmış en büyük film

    2/2/2009 | Kategori:sinema

    İslâm'a adanmış en büyük filmYapımı 4 yıl süren ve 84 kişilik teknik ekibinin yarısından fazlası Müslüman olan, sinema tarihinde dev perde formatıyla hazırlanmış ilk İslâmî temalı film gösterildiği ülkelerde kapalı gişe oynuyor.

    Yapımı 4 yıl süren ve 84 kişilik teknik ekibinin yarısından fazlası Müslüman olan “Mekke'ye Yolculuk”, sinema tarihinde dev perde formatıyla hazırlanmış ilk İslâmî temalı film olarak, son bir aydır gösterime sunulduğu ülkelerde kapalı gişe oynuyor. “Mekke'ye Yolculuk”, normalden 10 kat daha büyük sinema perdelerinde gösterilen IMAX film teknolojisiyle çekilirken, 25 ayrı ülkenin sinemacılarından oluşan yapım ekibi de bu proje için tarihte ilk defa “Kâbe'nin üzerinden helikopterle uçma izni” aldı.

    Amerikalı yapım şirketi “Cosmic Pictures”, 7 Ocak'ta Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de düzenlenen görkemli bir dünya galasında ilk kez izleyicilerin karşısına çıkan “Mekke'ye Yolculuk” adlı sıradışı filmle sinema tarihinde bir “ilk”e imza attı.

    Çekimlerine 2004 yılında başlanan ve son bir yıldan bu yana da kurgusu üzerinde çalışılan “Mekke'ye Yolculuk” adlı yarı-drama yarı-belgesel türdeki yapıt, Kâbe'nin üzerinde düşük irtifada uçularak gerçekleştirilen hava çekimleri başta olmak üzere, şimdiye kadar beyazperdede eşi görülmemiş güzellikte görüntüler barındırıyor. Film, 14'üncü yüzyılda yaşamış olan ünlü Faslı gezgin İbn-i Battuta'nın hayat hikâyesi ekseninde, geçmişle günümüz arasında gidip gelen paralel bir kurguda ilerleyerek, dünyanın dört bir köşesindeki Müslümanların her yıl Kâbe'ye yaptıkları görkemli Hac yolculuğunu anlatmakta…

    2004 yılında, belgesel sinema alanında uzmanlaşmış iki ünlü Amerikalı yapımcı, Taran Davies ve Dominic Cunningham-Reid tarafından kurulan “Cosmic Pictures”ın teknik ekibi, hem iddialı bir başlangıç filmi, hem de şirketi sinema tarihine geçirecek bir prestij projesi olarak gördükleri “Mekke'ye Yolculuk” için en az filmin görsel kalitesi kadar olağanüstü bir emek harcadılar. Bu dev proje için 25 farklı ülkeden 84 kişilik bir çekirdek ekip kuran yapımcılar, öykünün ruhunu lâyıkıyla yansıtabilmek ve herhangi bir anlatım hatasına düşmemek için bütün kilit görevleri de Müslüman sinemacılara bıraktılar. Ağırlıklı olarak IMAX formatında filmler yapan Cosmic Pictures ekibi, son derece yüksek bir bütçe gerektirmesine karşın, bu projeyi de yine aynı formatta çekti. Filmin ortak yapımcıları arasında, günümüzde belgesel sinemanın marka kuruluşlarından birine dönüşen Ulusal Coğrafya Derneği de (National Geographic Society) bulunuyor.

    1960'ların sonlarında Kanadalı mühendislerin bulduğu özel bir kamera ve film türü olan IMAX, normal sinemalarda film gösteriminde kullanılanların 10 katı büyüklükteki dev bir perdeye yansıtılıyor, aynı şekilde sesler de algı kalitesi açısından gerçek dünyadan hiç bir farkı bulunmayan üç boyutlu bir yayın teknolojisiyle salona aktarılıyor. Ki dünyada henüz hiç bir dijital video kamera bu kalitede ses ve görüntü sunma kapasitesine ulaşabilmiş değil.

    70 mm enindeki filmi kamera ve göstericinin içinde yatay bir akışla kullanan IMAX formatının mucitleri, sinema sanatına yaptıkları bilimsel ve teknolojik katkılardan dolayı 1997 yılında özel bir Oscar ödülü kazanmışlardı.

     

    Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri destek verdi

     

    Yapım ekibi, göz kamaştırıcı bir ses ve görüntü şovu biçiminde akıp giden “Mekke'ye Yolculuk” için Suudi Arabistan ve Fas'ta, toplamı 3,5 saati bulan IMAX formatlı çekimler yaptı. Bu da yaklaşık 24 bin 500 km uzunlukta ham film anlamına geliyor. Ancak, son kurguda bu çekimlerin ancak en iyi olanlarına yer verilerek, 45 dakikalık rafine bir yapıt ortaya çıkarıldı. Filmin Tanca doğumlu ünlü İslâm gezgini İbn-i Battuta'nın hayatını gösteren tarihsel bölümleri dramatik bir anlatımla akarken, Hac yolculuğunun bugününe ilişkin bölümler ise belgesel tekniğiyle perdeye yansıtılıyor.

    Kutsal toprakları ziyaret eden kitleleri görüntülerken “zaman atlatma” (time lapse) gibi görsel açıdan çekici özel efektlere başvuran “Mekke'ye Yolculuk”un bu anlamdaki en iddialı ve de yenilikçi bölümü ise İslâm'ın kutsal kentinin üzerinde yapılan hava çekimleri… Yapım ekibinin uzun yıllar süren inatçı yazışma ve görüşmelerin ardından iknâ etmeyi başardıkları Suudi Arabistanlı yetkililer, “İslâm dünyasının 11 Eylül saldırılarından sonra zedelenen küresel imajının yeniden düzeltilmesine olumlu katkılarda bulunabileceği” düşüncesiyle, en sonunda projeye destek verme kararı almışlar. Ardından da 2007 yılı Aralık ayında, o yılki Hac ziyaretleri sürerken, Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri'ne ait bir helikopter uçuş titreşimlerinden etkilenmeyen bir IMAX kamerasıyla donatılarak, başta Kâbe olmak üzere, sinema tarihinde ilk kez bölgedeki insan seli üzerinde soluk kesici güzellikte çekimler gerçekleştirilmiş. Bazı sahneleri yalnızca 60 metre yükseklikten çekilen bu filme kadar, Suudi Arabistan Devlet Televizyonu'nun arşivi hariç, dünyanın hiç bir ülkesinde Kâbe'nin panoramik film görüntüleri bulunmuyordu. Bilindiği gibi Mekke'de havalimanı yok ve kentin üzerinde hiç bir hava aracının dolaşmasına da izin verilmiyor.

    Filmin Harem-i Şerif bölgesinde yapılan çekimlerinde, Suudi şeriat yasaları gereği kontrolü bütünüyle Müslüman ekip üyeleri devralırken, Cosmic Pictures de yetkilileri özel uzmanlık gerektiren IMAX kameralarını kullanacak olan teknisyenleri çekimlerde herhangi bir hata yaşanmaması için aylarca çok sıkı bir eğitimden geçirmişler.

    Projenin ardındaki en önemli iki isim olan Davies ve Reid, çektikleri öykünün hiç bir siyasî boyutunun bulunmadığını vurgulayarak, böyle bir yapımı gerçekleştirmekteki amaçlarını, “Cesur Müslüman gezgin İbn-i Battuta'nın kişiliğinde, İslâm dünyasından olmayanların İslâm'ı ve onun görkemli kültür evrenini daha iyi anlamasına yardım edecek, görsel-işitsel kalite açıdan sınırları zorlayan, bu dünyada yaşayan açık görüşlü her insan, özellikle de gençler için aydınlatıcı bir yapıt ortaya koymak istedik” şeklinde açıklamaktalar…

     

    Başrol oyuncusunun trajik ölümü

     

    “Mekke'ye Yolculuk”un büyük zorluklarla tamamlanan yapım serüveni, geride bıraktığı bir çok ilginç hatıranın yanısıra, bu çalışmanın içinde yer almış herkesi acıya boğan trajik bir olaya da sahne oldu. Filmde İbn-i Battuta'yı canlandıran 28 yaşındaki Faslı Müslüman aktör Chems Eddine Zinoun, 11 Kasım 2008 tarihinde Casablanca kentinde geçirdiği trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti. Çekimlerin tamamlanmasından çok kısa bir süre sonra yaşanan bu kaza, yapımcı şirketin yöneticilerini sırf yakın bir dostu kaybetmekten dolayı üzmekle kalmayıp, aynı zamanda 4 yıllık emeklerinin çökme tehlikesiyle de karşı karşıya bırakacaktı. Zinoun'un yer aldığı sahnelerin akışında herhangi bir aksaklık olup olmadığını kontrol etmek üzere bir süre duraklayan kurgucular, öykünün İbn-i Battuta dramatizasyonlarında herhangi bir eksiklik ya da hata olmadığını görünce rahat bir nefes aldılar.

    Anlatım bölümlerini ünlü İngiliz aktör Ben Kingsley'in -İngilizce dilinde- seslendirdiği film, yeryüzünde ilk kez 7 Ocak günü Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de gösterime çıktı. Aynı zamanda yapıtın dünya galasının da gerçekleştirildiği bu iddialı gösteriyi haber alan pek çok film dağıtıcısı kuruluş, henüz tek bir karesini bile izlemeden, yapımcılarından “Mekke'ye Yolculuk”u talep etmeye başlamış. Gösterilen büyük ilgiden son derece memnun olan Davies, filmin bu ay Abu Dabi'nin hemen ardından Dearborn-Michigan (ABD) ve Paris'te (Fransa) gösterime girdiğini, Şubat ayında da Toronto'da (Kanada) izleyiciyle buluşacağını açıkladı.

    “Mekke'ye Yolculuk”, 2009 yılında gösterime çıkarmak üzere filmi ısrarla talep eden pek çok ülkenin yanısıra, yalnızca bir tek sinema salonu bulunan ve uzun yıllardır ticarî filmlerin dağıtımına izin vermeyen Suudi Arabistan yönetimi tarafından da önümüzdeki ilkbaharda halka sunulmak üzere satın alındı.

    Çekimleri ve gösterimlerinde 35 mm'lik klasik sinema filmlerinden 10 kat daha büyük film şeritlerinin kullanıldığı IMAX formatının sunumu için sinema makinesinden perdesine kadar her yönüyle özel sinema salonları gerekiyor. Türkiye'de ise biri Ankara (ANKAmall AFM), diğeri de İstanbul'da (İstinye Park AFM) olmak üzere, IMAX formatında film gösterebilen iki sinema salonu bulunuyor. Yeni Şafak'a konuyla ilgili açıklama yapan AFM yetkilileri, dağıtıcı şirket makûl şartlar öne sürdüğü takdirde, filmi yakın bir zamanda Türkiye'de de gösterime sunabileceklerini belirttiler.

     

     

    * * *

     

    MEKKE'YE YOLCULUK: İBN-İ BATTUTA'NIN AYAK İZLERİ

    (Journey to Mecca: In the Footsteps of Ibn Battuta)

     

    Yapımcı Şirket: Cosmic Pictures ve National Geographic
    Dağıtıcı Şirket: SK Films
    Yönetmen: Bruce Neibaur
    Senaristler: Tahir Shah, Bruce Neibaur, Carl Knutson
    Seslendirme Sanatçısı: Ben Kingsley
    Görüntü Yönetmeni: Matthew Williams / Yardımcıları: Afshin Javadi, Rafey Mahmood, Ghasem Ebrahimian
    Kurgu: Jean-Marie Drot
    Müzik: Michael Brook
    Çekim Formatı: Kodak 65 mm negatif film
    Gösterim Formatı: Kodak 70 mm / 15 perforasyonlu pozitif film
    Ses Formatı: Dijital-6 kanallı
    Süresi: 45 dakika
    Oynayanlar: Chems Eddine Zinoun (İbn-i Battuta), Hassam Ghancy (Kervancı), Nadim Swalha (İbn-i Mustafa) ve Nabil Elouabhabi (Hamza)

     

    * * *

     

    Film hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için:

     

    http://www.cosmicpicture.com/
    http://www.imdb.com/title/tt1235836/

     

    Filmin fragmanını izleyebilmek için:

     

    http://www.journeytomeccagiantscreen.com/trailer.php

     

    IMAX (aymeks okunur) film formatı hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için:

     

    http://www.imaxtr.com.tr/imax_hakkinda.php
    http://www.imaxtr.com.tr/teknik_ozellikler.php
    http://www.afm.com.tr/imax/
    http://www.imax.com/

    120 Adlı Film

    4/11/2008 | Kategori:sinema

    Şubat ayında vizyona giren 120 adlı kahramanlık fillmini izlemediyseniz eğer izlemenizi ısrarla tavsiye ederim.

    120 (2008) Filmi | İndirmeden İzle Fİlm İzle

    Tür :
    Savaş / Dram / Tarihi
    Gösterim Tarihi :
    15 Şubat 2008
    Yönetmen :
    Özhan Eren , Murat Saraçoğlu
    Senaryo :
    Özhan Eren
    Müzik :
    Özhan Eren
    Yapım :
    2007, Türkiye



    Van 1915  soğuk bir Ocak ayı.I. Dünya savaşında Doğu cephesi ile Osmanlı, topraklarının korumak için mücadele etmekte.Zaten olabildiğince yorgun ve zayıf olan Osmanlı ordusu son nefesine kadar yokluk içerisinde perişan vaziyette.Yitirilen vatan evlatlarının kanları toprağın rengini kızıla çalmış.Ama yinede içlerinde vatan sevgisi ve sevdiklerinin can güvenliği için mücadele ve cesaret duygusu taşıyorlar.Allahuekber ve soğanlı dağları dondurucu ve sarp yapısıyla askerlerimize mezar olmuş.Şehitlerin cesedi toprak donduğu için kar altına gömülmüş.Kafkas cephesinde Ruslarla savaşan tümenimizin cephanesi bitmek üzereolduğu için Van’ dan acil ccephane sevkiyatı istendi.Lakin eli silah tutan herkes cephede olduğu için cephaneyi yetiştirecek kimse yoktur.Bu vazife için yaşları daha 12 ila 17 arasında olan 120 aslan yürekli çocuğumuz gönüllü olur.Cephaneyi sırtlayan bu cesur çocuklar savaşan birliklere en kısa sürede yetiştirmek için ölümün soğuk nefesini hissettirdiği karlı dağlarda uzun bir yürüyüşe çıkarlar.İsimleri unutulmuş olsa da bu büyük yolculuğu gerçek bir kahramanlığa dönüştüren gençlerin öyküsü.



    Üç Maymun

    27/10/2008 | Kategori:sinema


    Üç Maymun


    imdb puanı :
    7.7/10
    Yapım :
    2007, Türkiye / Fransa / İtalya
    Tür :
    Dram
    Yönetmen :
    Nuri Bilge Ceylan
    Senaryo :
    Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Ercan Kesal
    Oyuncular :
    Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Sungar, Ercan Kesal, Cafer Köse, Gürkan Aydın
    Yapımcı :
    Zeynep Özbatur
    Görüntü Yönetmeni :
    Gökhan Tiryaki
    Süre :
    1 saat, 50 dk.
    Gösterim Tarihi :
    24 Ekim 2008

    --Özet--





    Küçük zaafların büyük yalanlara dönüşerek parçaladığı bir ailenin gerçeği örtbas ederek her şeye rağmen bir arada kalma çabası. Altından kalkamayacağı acılara ya da sorumluluklara maruz kalmamak adınagerçeği bilmek istememek, onu görmemek, duymamak, hakkında konuşmamak ya da günümüz tabiriyle “Üç Maymun”u oynamak, onun varolduğu gerçeğini ortadan kaldırır mı?

    --Fragman--

    aResimli Şiirlerim Bölümünü Ziyaret Ettiniz mi? Tıklayınız...
      <<Önceki Sayfa |1/12|
    08ayhanca06 Fiyatlarımız Uygundur Reklam Vermek İçin İletişim gknozdn_08@hotmail.com Türkiye'nin En Genç Paylaşım Platformu