Eğitim

2011-04-28 00:15:00

Bir erkeği okuttuğunuz zaman bir ferdi, Bir kadını okuttuğunuz zaman, bir aileyi okutmuş olursunuz... İver Devamı

Kuyuya düşen eşek hikayesi...

2009-03-20 16:08:00

Yaşadığımız zaman zarfında pekçok musibet ve imtihanlarla karşılaşırız. Kimi zaman mücadele edecek takati dahi bulamayız kendimizde. İşte bu noktada bizlere örnek olabilecek ibretli bir hikaye.Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıstı, belki üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, üzerindeki toprakta biten otları yemek isteyen eşegin ağırlığını çekemedi ve güm diye eşeği yuttu kuyu. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek ve hayvanı kuyuya gömmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen topr! akları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu.Köylülerin ağzı açık kalakaldı. Kıssadan hisse; Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni, çoğu zaman.) Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile...www.hayatifarket.com ... Devamı

BAKIŞ AÇISI

2008-09-02 00:12:00

Hastanenin bir odasında ağır iki hasta yatıyordu. Yatağın biri duvarın dibinde diğeri ise pencerenin yanında idi. Pencerenin yanında yatan hastanın bir saat kadar oturmasına müsaade ediyorlardı, çünkü ciğerlerindeki suyun süzülmesi gerekiyordu. Diğer hasta ise sürekli sırt üstü yatmak mecburiyetindeydi. Bu iki hasta devamlı birbirleriyle sohbet eder vakit geçirirlerdi. Bu sohbetlerde pencere kenarındaki hasta bir saatliğine oturduğunda dışarıyı görüyor, gördüklerini, insanları, parkta dolaşanları, cıvıl cıvıl oynaşan çocukları duvar dibindeki hastaya anlatıyordu. O da ertesi günü iple çekiyordu. Günler böyle geçip giderken bir gün pencere önündeki hasta ölmüş. Cesedi götürülmüş, yatağı boşaltılmıştı. Yalnız kalan hasta pencere kenarındaki yatağa geçmek istiyordu. Belki bir gün oturacak hale gelirde pencereden arkadaşının anlattığı parkı, gölü, kuğuları, ördekleri, çocukları görerek can sıkıntısına bir nebze ilaç olabilirdi. Hemşireye isteğini bildirdi, hemşirede isteğini yerine getirdi ve odadan ayrıldı. Devamlı sırt üstü yatan hasta dişini tırnağına takıp, dirseğiyle destek alarak oturdu. Pencereden dışarıya bakar bakmaz şok oldu. Çünkü beyaz bir duvardan başka bir şey gözükmüyordu. Arkadaşının neden duvara bakıp da parkta olabilecek şeyleri kendisine anlatma ihtiyacı duyduğunu hemşireye sordu. Hemşirenin cevabını duyan adam daha da şok oldu. Hemşire ölen adamın kör olduğunu söyledi ve ekledi: “Herhalde sana moral verip, seni cesaretlendirmek istemiş.” Hani ya insanların mutluluğu; iyi, olgun insanlara ayrı bir mutluluk verir. Kör hasta da arkadaşının mutlu olması için bu senaryoyu kafasında canlandırmıştı.  *Nasıl bakarsan, öyle görürsün... (H... Devamı

HAYAT DERSİ

2008-07-07 15:05:00

Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi.Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı.Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:“Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?”Arthur Ashe buna şu cevabı verdi:Tüm dünyada…50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar,5 milyon tenis oynamayı öğrenir,500,000 profesyonel tenisi öğrenir,50,000 yarışmalara girer,5,000 büyük turnuvalara erişir,50’si Wimbledon’a kadar gelir,4′ü yarı finale,2’si finale kalır.Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya “Neden ben?” diyehiç sormadım.Ve bugün sancı çekerken, Tanrı’ya “Niye ben?” mi demeliyim?Mutluluk insanı tatlı yaparZorluklar güçlü yapar,Hüzün ise insan yapar,Yenilgi mütevazı yapar,Başarı insanı ışıldatırAma yalnız Tanrı yolumuza devam etmemizi sağlar.Tanrı’ya asla “Niye ben?” diye sormayın… Ne olacaksa olacak… O’nunkendine has usulleri vardır… Herşey kendi İyiliği için olur…İnancınızı koruyun. Devamı

TAMAHKARLIKLAR

2008-05-22 19:30:00

Ülkenin birinde sıra dışı, sadece kadınların gidebileceği bir mağaza açılır. Bu mağazada kendilerine eş olabilecek, koca olabilecek erkekler sergilenmektedir. Mağaza beş katlıdır fakat katı bir kural konmuştur. Her hangi bir kata giren bir kadın oradan alışveriş yapmak zorundadır. Bir üst kata çıkmak isterse kesinlikle alt katlara inemez.   Bu şartları bilen bir grup genç kız kendilerine eş edinmek için bu mağazaya gelirler. Birinci kata gelince, kapıdaki şu yazıyı okurlar; “Bu katta göreceğiniz erkeklerin hem işleri var hemde çocukları çok severler.” Yazıyı okuyan kızlar sevinirler. “iyiymiş ama birde yukarı bakalım” derler.  İkinci kata çıkınca girecekleri kapıda bu sefer şu yazıyı okurlar; “Bu katta göreceğiniz erkeklerin işleri var hem çocukları çok severler, hemde yakışıklıdırlar.”  Bu da hoşlarına gider ama herhalde yukarılardaki erkeklerin imkanları daha çok olmalı diye düşünürler. Üçüncü kata çıkarlar ve kapıdaki şu yazıyla karşılaşırlar, “Bu katta göreceğiniz erkeklerin işleri var hem çocukları çok severler, hemde yakışıklıdırlar. Üstelik ev işlerinde de her zaman yardım ederler.” Kızlar neredeyse sevinçten uçacak duruma gelmişlerdir.  Bu sevinçle dördüncü kata çıkarlar. Buradaki yazı daha enteresan ve iştah kabartıcıdır.  “Buradaki erkeklerin hepsinin işleri var, çocukları çok severler, hem yakışıklıdırlar, hemde ev işlerinde de her zaman yardımcı olurlar. Üstelik son derece romantiktirler.”   Her kat çıkışında erkeklerin vasıfları arttıkça çılgına dönen kızlar eldeki fırsatı kaçırmamak için beşinci ve son kata çıkarlar.  Beşinci katın kapısında son derece şok olacakları yazıyı okurlar. “Bulunduğunuz bu kat malesef boştur. Sırf bayanları memnun edebilmenin mümkün olmadığını ıspatlamak için konmuştur. Çıkış sol taraftadır, aman çok dikkatli olunuz.”   “Gözü tanede olan kuşun, ayağı tuzaktan kurtulmaz”     &n... Devamı

BİLİNMEYEN GERÇEKLER

2008-05-02 00:06:00

  Bir sahil kasabasının halkı çoğunlukla balıkçılıkla geçimlerini sağlıyorlardı. Yine soğuk bir kış günü kasabanın koyundan balıkçılar denize açıldılar. İkindi vakti korkunç bir fırtına çıktı. Gece yarısı oldu, hala balıkçılarda haber yoktu. Balıkçıların eşleri, çocukları,yakınları  sahilde korku ve ümitle beklemeye başladılar.   Bu sıkıntı yetmez gibi birde kulubenin birinde yangın çıktı. Kadınlar ve çocuklar söndüremediler, çaresizlikler içinde Allah’a dua etmeye başladılar. Şu işe bakınki hava ağarınca balıkçı teknelerinin hepside zaiyatsız koya dönmüşlerdi. Herkes sevinç ve neşe içindeydi ama bir kişi mutsuzdu. Evi yanan kadın kadın, kocası karaya ayak basınca, kadın şöyle bağırdı, perişan olduk, evimiz yandı kül oldu, tüm eşyalarımız yandı ortada kaldık. Kadının kocası bunları duyduktan sonra Allah’ıma şükürler olsun iyiki o yangını verdi, o yangının ışığı sayesinde yolumuzu bulduk, yolumuzu kaybetmiştik, ümidimiz kaybolurken o ışık bize yol gösterdi. Böylece hepimiz karayı bulduk ve kurtulduk.     Alıntı Mutluluk Yolunda Düşüren Öyküler ... Devamı

MUTLULUĞUN YOLUNU BULABİLMEK

2008-04-27 17:17:00

Aşçılığıyla ünlü bir kadının oğlu yeni evlenmişti. Oğluyla gelinini bir akşam evine yemeğe davet etti. Bu yemeğe yakın dostlarından birkaç aileyi de çağırmıştı.   O gün mutfağa girdi. Çeşit çeşit yemekleri hazırladı. Mükemmel sofraya misafirler bir bir yerleştiler. Aşçılığıyla ün yapmış kadın bugün ne olduysa berbat yemekler yapmıştı. Köfteler pişmemiş, hamur işleri un ve maya kokuyor, etler çiğ, patatesler yanık, kısacası berbattı. Misafirler nezaketlerinden bu bozuk durumu hisettirmemeye çalışıyorlardı.   Yemek faslından sonra çay, kahve, sohbet derken saat ilerledi. Önce yeni evli çift müsaade alarak ayrıldılar. Kalan misafirlerle sohbet biraz daha devam etti. Bu arada ev sahibi kadına, misafirlerden biri dayanamayıp samimiyetten: "Sana bugün ne oldu? Sen ünlü bir aşçısın, ama az önceki yemekler berbat mı berbattı. Ne oldu, niçin böyle oldu anlayamadık. Bir problemin mi var?" deyince kadın tüm aile reislerinin kulaklarına küpe olacak şu cevabı verdi: "Hayır hiçbir sıkıntım yok, Bilinçli olarak yaptım. Bu yemekten sonra oğlum eşine, iki de bir annesinin yemeklerini hatırlatıp, kalbini kırmayacak artık."   Ölçülü davranmakla ilgili söz: *Sizi sevmelerini istiyorsanız, siz de ölçüyü seviniz.     Alıntı  Mutluluk Yolunda Düşündüren Öyküler                   Ahmet Ağırbaşlı... Devamı

YAŞANMIŞ BİR AŞK HİKAYESİ

2007-09-14 21:52:00

AŞK VE ÖLÜM 9.SINIFŞuan dersteyiz. Yanımda dünya tatlısı bir kız oturuyor.yüzüne bakmaya kıyamıyorum.onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. O benim en yakın arkadaşım . beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum.10. SINIFevdeydim arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu söyledi.sonra bize geldi .bana sıkı sıkı sarılıp ağladı.şuan dizimde uyuyor.saçlarını okşayıp o gül yüzünü doya doya seyrettim.ben onu o kadar çok severken o beni sadece arkadaşı olarak görüyor.nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum.11.SINIFonunla çocukluktan beri arkadaşız 8. sınıftayken birbirimize söz vermiştik lise sonda mezuniyet balosuna gidecek eşimiz olmazsa beraber gidecektik.beni aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gidebilir miyiz diye sordu.kabul ettim onu evinden aldım.balodaki en güzel kız oydu.bembeyaz elbisesiyle tıpkı bir melek gibi gibiydi.gece boyu dans ettik. Kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm.onu çok seviyordum.gece sonunda onu evine bıraktım.beni yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu söyledi.onu gerçekten çok seviyorum ama o beni arkadaşı olarak görüyor.ona onu sevdiğimi nasıl söylerim.nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum.Aradan yıllar geçti…şimdi o canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum.özel eşyalarının arasından kara kaplı bir defter çıkmış bana verdiler. Okuyup okumamakta kararsızdım. Açtım.bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu.“şuan dersteyiz ve yanımda dünyanın en yakışıklısı bir çocuk oturuyor.yüzüne bakmaya doyamıyorum.onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyorum.beni arkadaşı olarak görüyor.erkek arkadaşım olduğu yalanını uydurarak yanında olabiliyorum.onu canımdan çok seviyorum bana bir kerecik SENİ SEVİYORUM deseydi dünyalar benim olurdu…”ben bu sayfaları okurken meleğimi çoktan gömdüler.hıçkırıklarımı tutamıyorum gözümü mezarından alamıyorum.merak etme biriciğim bende bende seni çok seviyorum…. &n... Devamı

HABABAM' DAN BİR ÖĞRENCİ DAHA GİTTİ

2007-09-12 11:06:00

Rıfat Ilgaz'ın unutulmaz eserinden Ertem Eğilmez tarafından aynı adla sinemaya uyarlanan ''Hababam Sınıfı''nın Tulum Hayri lakaplı oyuncusu Cem Gürdap hayatını kaybetti. Yazı boyutunu büyütmek için             #haberImage { float: right; margin: 0 0 4px 8px; } #haberImage img { border: solid 1px #900; width: 272px; height: 204px; } #nealsak { border: solid 1px #990; width: 272px; height: 204px; background: url(http://image.haber7.com/ads/nealsak/market-bg.jpg) no-repeat; cursor: pointer; } Pendik Uydukent'te oturduğu evde fenalaştığı belirtilen Cem Gürdap'ın hastaneye kaldırılması için ambulans çağrıldı. Bir süre sonra eve gelen sağlık görevlileri tarafından yapılan muayenede, Cem Gürdap'ın hayatını kaybettiği anlaşıldı. Olaya ilişkin bilgi veren Cem Gürdap'ın oğlu Atakan Gürdap, daha önceden de kalp rahatsızlığı bulunan babasının, beyin kanaması geçirerek öldüğünü söyledi. Konuşurken gözyaşlarına hakim olamayan Atakan Gürdap, çok üzgün olduğunu kaydetti. Atakan Gürdap, babasının rahatsızlanması üzerine eve ambulans çağırdıklarını, ancak ambulansın yarım saat sonra geldiğini ifade ederek, olaya tepki gösterdi. Evli ve 7 çocuk babası olan ''Tulum Hayri'', Marmara Depreminde Gölcük'teki evinin enkazından 9 saat sonra kurtarılarak bir süre çocuklarıyla çadırda yaşamıştı. Depremde evini kaybeden, çalıştığı benzin istasyonu yıkılan, bir süre işsiz kalan Gürdap, birkaç sanatseverin desteğiyle hayata tutunmaya çalışıyordu. ... Devamı

YAŞANMIŞ HİKAYELER

2007-08-18 19:50:00

SEVGİNİN IŞIĞI Otobüs yolcuları elinde beyaz bir baston taşıyan genç ve güzel kadının otobüse binişini içten gelen bir sempati ile izlediler... Basamakları geçti. Boş olduğu söylenen koltuğu el yordamı ile buldu. Oturdu... Çantasını kucağına aldı. Bastonu koltuğa yasladı. 34 yaşındaki Susan, bir yıldır görmüyordu. Bir yanlış teşhis sonucu görmez olmuş, birden karanlık bir dünyanın içine düşmüştü.Öfke.. Kızgınlık.. Kendine acıma..Hayatta tek dayanağı artık kocası Mark idi.. Mark hava kuvvetlerinde subaydı. Susan'ı bütün kalbi ile seviyordu. Susan gözlerini kaybedince, Mark karısının içine düştüğü umutsuzluğu hemen fark etmişti. Ona yeniden güç kazanması, kaybettiği kendine güvene yeniden sahip olması için yardım etmeliydi. Susan gene kendi kendine yeterli olduğuna inanmalı, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmeliydi. Sonunda Susan'ı işine dönmeye ikna etti. Peki ama evden işe nasıl gidecekti?... Genelde otobüsle giderdi. Ama şimdi koca kenti bir uçtan ötekine tek başına geçmekten korkuyordu. Mark her sabah onu arabası ile işe bırakmayı önerdi. Kendi işi tam aksi yönde olduğu halde..İlk günler Susan kendini rahat hissetti. Mark da, "Görmüyorum, artık hiçbir işe yaramam" diyen karısını çalışmaya başlattığı için mutluydu. Ama bir süre sonra Mark işlerin iyi gitmediğini farkketti. Başkasına bağımlı yaşamanın Susan'ı mutlu etmesi mümkün değildi. İşe eskiden olduğu gibi kendi başına otobüsle gitmeliydi. Ama Susan hala o kadar hassas, o kadar kırılgan, o kadar öfkeliydi ki.. Ne yapabilirdi?.."Otobüs" lafı ağzından çıkar çıkmaz, Susan öfkeyle haykırdı.. "Nasıl yaparım?.. Görmüyor musun ben körüm!.. Nerde olduğumu nerden bilirim, nereye gittiğimi nasıl anlarım.. Galiba sana ağır gelmeye başladım, beni başından atmaya çalışıyorsun.."Duydukları Mark'ın kalbini fena halde kırdı. Ama ne yapacağını biliyordu.. "Her sabah ve akşam otobüsünü arabamla takip edeceğim. Sen bu yolculuğu tek başına yapmaya hazır olana dek sürecek bu.." Tam iki hafta Mark, Susan'ın otob... Devamı