Home Contact Sitemap

Ayhanca Bakışlar

Silgi kullanmadan resim çizme anıtına hayat denir.

Hakkımda


Yaş kırka vardı, Yolu yarıladı ömrüm, Ununu eledi çoktan, Eleğini astı gönlüm...

Bağlantılar

  • Netlog Sayfam
  • For You (Forum sizin için)
  • Buz Tv (Test Yayını)
  • GençYorum (Forumumuz)
  • Diğer Bir Adresimiz
  • Diğer Bir Adresimi 2
  • TV'de Bugün
    Günlük Burç

    Arkadaşlarım

    RSS

    Kategorilerim

    Son Yorumlar

    Son Yazılar

    Optimus Keyboard

    Bu klavye ile Q ve F klavye sorunu da çözülmüş olur. Tabii biraz pahalı bir çözüm. Düşünün oyun ya da photoshop benzeri bir program açtığınızda klavyeniz o programa özel hale geliyor
    devamı>>>

    Türkülerden öğrenecek çok şey var

    22/7/2009 | Kategori:Turkulerin dili

    Türkülerden öğrenecek çok şey varTürkülerde, Anadolu insanının ahlakını da görmemiz mümkün. Şimdiki duruma bakınca, o insanları ne çok  arıyoruz:

    Ne mutlu türkü diyene

    Türkülerin önemine dair ne kadar uzun soluklu cümleler kurarsak kuralım, yine de derdimizi tam olarak anlatamayız. Sözgelimi, Balkanların milli hafızamızda bu kadar güçlü bir şekilde yer etmesinin nedeni, ders kitapları falan değil, türkülerdir. "Aldı düşman bizim nazlı Budin'i" türküsünü hangi yazı veya haber karşılayabilir?

    Türküleri en yanık sesleriyle söyleyenlerin yanı sıra; bunları derleyen ve konuyla ilgili akademik çalışmalar yapanları da ciddiye almalı, emeklerine saygı göstermeliyiz.

    Ömrünün elli yılını türkülere veren Mehmet Özbek, bu isimlerden biri: Halk müziğiyle ilgili önemli çalışmalara imza atmış, ciddi etkinliklere katılmış, televizyon ve radyo programları hazırlamış, yurtiçi ve yurtdışından türküler derlemiş.

    Günlerdir, Mehmet Özbek'e ait muazzam bir eseri tekrar ve tekrar okuyorum. Ötüken Yayınları'ndan çıkan 512 sayfalık bu eser, Türkülerin Dili adını taşıyor. TRT halk müziği repertuarına giren 5773 türkü metni incelenerek hazırlanmış bu esere kısaca "türkü sözlüğü" diyebiliriz.

    Bu sözlüğün en önemli özelliği, kullanımdan düşmüş veya düşmekte olan kelime ve kelime gruplarına da yer verilmesidir. Türkülerde geçen ve özellikle yeni nesillerin anlayamadığı bu kelimeler, alfabetik sırayla ve örnekli olarak veriliyor.

    Mesela Ülkü Tamer'in Alleben Öyküleri isimli kitabının adı nereden geliyor diye düşünüyordum. Türkülerin Dili'nden öğreniyorum ki; Alleben, Gaziantep'te eskiden bir sayfiye ve piknik yeriymiş, şimdi ise şehrin ortasında bir park alanı... "Yoğurt pınarı" anlamına da geliyormuş.

    Ülkü Tamer'in Antepli olduğunu da hatırlarsak, kitabın ismi bir anda karşılığını bulmuş oluyor. Hatta Alleben'in türküsü bile var:

    "Alleben'e geldim yoruldum durdum

    Dokuz bıçak attım böğründen vurdum

    Son üstü kendi canımdan oldum

    Sebep oldu oğlum tatlı canıma..."

    Kitabı okudukça, buna benzer birçok sürprizle karşılaşıyorum. Bir diğer sürpriz de, kelimelerin zaman içindeki anlam değişmeleri... Toplumlar gibi, dil de değişiyor, dönüşüyor.

    Mesela "terlik" kelimesinin bugünkü anlamı malum. Eskiden ise "başa giyilen bere, başlık, takke" anlamına da geliyormuş.

    Bir örnek daha verelim: Hayvanların yazın yattığı ya da dolaştığı dört yanı çevrili, üstü açık yere "salak" deniliyormuş. İkinci anlamı da otlak. Bugün ise "salak" denildiğinde, kimsenin aklına bunlar gelmiyor. Hemen, "salak" kelimesini Karacaoğlan'dan bir türkü ile örneklendirelim:

    "Yaylayı gölleri gezdim yoruldum

    Issız kalmış av ettiğim salaklar..."

    Türkülerde, Anadolu insanının ahlakını da görmemiz mümkün. Şimdiki duruma bakınca, o insanları ne çok arıyoruz:

    "Sevdiğimi versinler

    Gerisi anam bacım..."

    Kitapta yer alan kelime ve deyimlerden örnekler:

    Ağız eğmek: Minnet etmek, ricada bulunmak, yalvarmak

    Al bayrak açmak: Düğün dernek kurmak, evlenmek

    Balyemez: Eskiden kullanılmış olan uzun menzilli bir top çeşidi

    Boş kâğıdı: Evliliğin sona ermiş olduğuna dair belge

    Gök giymek: Mavi giymek, yas tutmak

    Gönül suyu: Gözyaşı

    Heves bağlamak: Heves etmek, çok istemek

    Kuşhane: Küçük tencere

    Küllü baş: Felakete uğramış dertli baş

    Lisanlara gelmek: Dile düşmek, dedikoduya konu olmak

    Ömür defteri: Sevap ve günahların yazıldığına inanılan defter

    Peygamber tavukları: Sahipsiz, ortada dolaşan tavuklar

    El üzmek: İlişkiyi kesmek, el çekmek

    Vücut ehli: Varlık sahipleri, insanlar

    Yeni ay: hilal

    Yok günü: Yokluk zamanı, yoksullukta

    Yola gitmek: Gelenek ve göreneğe uymak

    Yol eri: İnancına bağlı kişi

    Zemistan: Kış mevsimi

    Türkülerin Dili'nde sadece kelime ve deyimler, özel isimler ve konuyla ilgili türkü örnekleri değil; dil, ağız, ses hadiseleri gibi teknik bilgiler de var.

    Uzun sözün kısası: Mehmet Özbek'in yıllarını verdiği bu esere, ben günlerimi vermişim, çok mu?

    Türkçe Olimpiyatları

    2/6/2008 | Kategori:Turkulerin dili


    6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi'nde muhteşem bir açılışla başladı. Sakarya şiirine sıra geldiğinde salondakiler gözyaşlarını tutamadı..

                

    Törene TBMM Başkanı Köksal Toptan, TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti Mehmet Sağlam, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık, işadamı İhsan Kalkavan,TİM Başkanı Oğuz Satıcı, Orka Grup Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, futbolcu Hakan Şükür, Arif Erdem, sanatçılar Ferdi Tayfur, Necla Nazır, Bedia Akartürk gibi isimler katıldı.

    Tören Atatürk ve şehitler için yapılan saygı duruşu ile başladı. Töreni izlemek üzere salonu binlerce davetli doldurdu. Olimpiyat Tertip Komitesi Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam bir konuşma yaparak organizasyonu anlattı. Daha sonra değişik ülkelerden öğrencilerin oluşturduğu halk oyunları ekipleri Anadolu'nun değişik yörelerinden oyunlar sergiledi.

     

    SALONDAKİLER GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

    'Sakarya' şiirini okuyan Moğolistanlı öğrenci Dolgurma Bayer, salonda bulunanlara duygu dolu anlar yaşattı. Mükemmel Türkçe'siyle kendine hayran bırakan Sainbayar, izleyenler tarafından ayakta alkışlandı.

    SAKARYA ŞİİRİ

    6.Türkçe Olimpiyatları

    2/6/2008 | Kategori:Turkulerin dili

    *

    Mustafa ve Ahçik'in Türküsü - Video

    31/3/2008 | Kategori:Turkulerin dili

    O yalnız onların değil, iki ayrı toplumun ölümsüz aşkı. Tehcir yıllarında bir Türk ve Ermeni gencinin türküleşen aşk hikayesi Ahçik romanı ile birlikte yeniden gündeme geldi...

                
    Mustafa ve Ahçik'in Türküsü - Video 

    Ersin Çelik'in kitap eleştirisi


    4 bin yılı aşkın tarihe sahip olan Harput; Hurriler, Hititler, Urartular, İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Safeviler ve 1516 yılındaki Çaldıran savaşından sonra da Osmanlılara yurtluk etti. Her kavmin yaşadığı tecrübeleri ve elde ettiği birikimi bir sonrakine aktararak kültürel zenginliğin, sosyal hayatın ve paylaşımın sırlarını nesillerden nesillere aktardı. Bütün bu güzellikleri potasında eriten kent halen geçmişten günümüze miras tarihi ve kültürel değerleri ile gezip görenleri kendine hayran bırakıyor.


    Harput'un zengin folklor mirası ciltler dolusu eserler meydana getirmiştir. Ancak o folklor eserleri içinde bir tanesi var ki onu vücuda getiren öykünün kahramanlarını taşıyanlar hâlâ yaşamaktadır.


    "Vardım kiliseye baktım Haçına

    Gönlümü bağladım sırma saçına

    Gel seni götürem İslam içine

    Başımı sevdaya salan o Ahçik

    Aman o Ahçık, civan o Ahçik"


    Aşkın, insanın birbirine duyduğu sevginin doruklarından dökülen sözler ve nağmeler her duyanı ürpertirken her seferinde Harputlularının yüreğindeki yaranın tekrar tekrar kanamasına yol açar. Çünkü yara o kadar taze ki kabuk bağlayarak kapanması için en az bir kaç nesil daha geçmesi gerekiyor...


    Ahçik güzeller güzeli bir Ermeni Kızı. Mustafa ise yakışıklı mı yakışıklı bir Türk genci... İki genç aynı kentte aynı havayı soluyarak büyüyor, aynı pınardan su içiyor ve oyun oynarken acıktıklarında aynı somunu bölerek doyuruyorlar karınlarını... Ve birbirlerine vuruluyorlar...


    Ama biri Ermeni biri Türk'tür... Biri Hristiyan diğeri Müslümandır. Yaşadıkları bölgede inanç ayrılığı çok önemsenmese de emperyalist güçlerin inançları ve hakları birbirine düşürmek için yaraları kaşıdığı günlendir. Bu izdivaç mümkün müdür? Aslında her iki aile sorun yoktur da cemaatler arası öfke yok mu?...


    Sevgi bu daha kutsal bir değer tanır mı? Türkü'nün sözlerinden de anlaşılıyor ki iki sevgili birbirine kavuşmak uğruna ailelerin önlerine engel olarak koyduğu dini inançlarını bile sorgulayacak kadar karasevdalılar: Vardım Kiliseye Haç suda döner /  Dinimden dönersem el ben kınar / Mustafa bu aşka nice bir yanar...


    Ama bu aşk öyle bir zamana denk gelmiştir ki... Yıl 1915'tir.


    24 Nisan'da meşhur tehcir kararı alınmıştır. 16 ila 55 yaş arasındaki bütün Ermeniler Bağdat demiryolu hattından en az 25 kilometre uzağa, şimdiki Suriye topraklarına göç ettirilecektir. Zorunlu göç mayısın sonunda İçişleri Bakanlığı'na bağlı yerel jandarma ve mülki amirlerin kontrolünde başlatılır.


    Yayınlanan resmi emirler, Ermenilerin canına ve malına zarar gelmemesi için alınacak detaylı önlem ve uyarılarla doludur. Ama fiiliyatta bunun bir ölüm davetiyesi olduğu bellidir.


    Yüzbinlerce insanın, uzun göç sırasında yolda başlarına hiçbir şey gelmemesi halinde bile büyük ölçüde hastalık ve açlıktan kırılacakları tabiidir. Bu ölçekte bir insan transferini gerçekleştirebilmek, Osmanlı'nın o günkü lojistik olanaklarının çok ötesinde bir işti. Düşünün ki, İstanbul'dan yola çıkan, trenle Ulukışla'ya kadar gelen ve oradan mecburen yaya şekilde Kafkas cephesine yola çıkarılan askeri takviye kuvvetleri bile, genç ve güçlü erkeklerden oluşmasına rağmen, yetersiz gıda, sağlık önlemleri ve teçhizat yüzünden her 4 askerinden birini kaybediyordu.


    İşte Bizim Mustafa ile Ahçik’in türkülerle ölümsüzleşen aşk destanı da tam o günlerde yazılır… 


    Gazeteci yazar Yücel Çakmak, Bir Türk genci ile bir Ermeni kızın aşkını anlatan ve yıllardır Elazığ’da sevilerek dinlenilen anonim ’Ahçik’ türküsünün öyküsü romanlaştırarak, kahramanların ölümsüzlüğünü edebiyatta perçinledi.


    Ahçik / Ermeni Tehcirinde Bir Aşk Öyküsü  kitabının hikâyesi Türkiye’den ABD’ye gönderilen bir müzik CD’si ile başlıyor. Charles ailesinin yaşlı ninesine gelen bu CD’de Elazığ’ın türküsü Ahçik bulunuyor. Yaşlı kadının, bu CD’yi ailesine dinleterek, anneannesi olan Ahçik’in hikâyesini anlatmasıyla olaylar başlıyor. Ahçik’in Harput’ta doğumuyla başlayan olaylar yine ABD’de sona eriyor. Popüler Yayınlarından çıkan kitabın editörlüğünü Yazar İsa Bayrak yapmış.


    Gazeteci yazar Yücel Çakmak, Elazığ’ın eski yerleşim yeri Harput’ta yüzyıllardır Türk ve Ermenilerin bir arada yaşadığını söyledi. Çakmak, kitabında türküde bahsedilen kişileri canlandırarak Harput’ta 1915’li yıllarda yaşayan Türk genci Mustafa ile Ermeni kızı Ahçik arasında yaşanan ve türkülere ilham olan bir aşkı konu ettiğini ifade ediyor.


    Yücel Çakmak, "Evlilik hazırlığı aşamasında olan gençler Ermeni isyanlarından ötürü bu amaçlarını gerçekleştiremezler. Bir türlü birleşemeyen bu gençler bir yandan sevda acısı çekerken bir yandan da iki toplum arasında yaşanan sıkıntıları çözmeye çalışıyor. Günümüzde çok tartışılan Ermeni tehcirine aşk penceresinden baktım" diye konuştu.


    Aşk hikâyesinin yanı sıra o yıllarda yaşanan Ermeni isyanları ve tehciri de dile getirdiğini ifade eden çakmak, iki halkın yıllarca kapı komşuluğu yaptıklarını kaydetti. Gazeteci, yazar Çakmak, şöyle dedi: "Hala onlardan izler bulunmakta. En güzel örneği de Ahçik türküsü. İki toplum arasında o dönemlerde bir kırgınlık söz konusu olmuş olsaydı bu türkü ozanlar tarafından yakılmaz, günümüze kadar gelmez ve yok olur giderdi. Ama demek ki bir kültür birlikteliği yaşanmış. Ermeni toplumu ile Türk toplumu arasında yaşanan tehcir öncesi kültür birlikteliğini ve tehcirde yaşanan olayları insanlara aktarmak istedim. Amacım, Türkler ile Ermenilerin bir zamanlar aynı kültürü yaşadıklarını anlatmak." Çakmak, kitapta Ermeni meselesinin uluslararası boyuttaki çıkar kavgasına nasıl malzeme yapıldığı konusunu da işlediğini belirtti.


    Bize sorarsanız kitabın romantik boyutu oldukça eksik kalmış... Ama böylesi bir aşkın ilk roman denemesi olması ve tarihi olayları hassas bir kaygı ve mümkün olabildiğince objektif yansıtması açısından okunması yararlı bir eser...


    Bu aşk biraz abartılmıyor mu diyorsanız, hayır deriz. Çünkü birazdan dinleyeceğiniz türkü içinizi ürperttiğinde hiç de abartılan değil, aksine adına bir değil yüzlerce roman yazılacçak bir sevda ile karşı karşıya olduğunuzu idrak edeceksiniz...


    Elazığ ve yöresinde yıllardır sevilerek dinlenen söz ve müziği anonim olan Ahçik türküsünün sözleri şöyle:


    Ahçik’i yolladım urum eline / Eser bad-ı sabah zülfün teline / Gel seni götürem İslam içine/ Başımı sevdaya salan o Ahçik/ Aman o Ahçik civan o Ahçik


    Vardım kiliseye baktım haçına/ Gönlümü bağladım sırma saçına/ Gel seni götürem İslam içine/ Başımı sevdaya salan o Ahçik/ Aman o Ahçik civan o Ahçik


    Vardım kiliseye haç suda döner/ Dinimden dönersem el beni kınar/ Mustafa bu aşka nice bir yanar/ Başımı sevdaya salan o Ahçik.


    Bu ölümsüz aşkın romanını Gazeteci yazar Yücel Çakmak’tan okumanızı önenirken o ölümsüz türküyü ise şu ana kadar en iyi yorumlayan sanatkarlar olan İsmail Demirci ve Erkan Oğur’dan dinlemenizi öneriyoruz…

    Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartları

    (Haber 7)



    UNUTMAK KOLAYMI ?

    14/9/2007 | Kategori:Turkulerin dili

           MİHRİBANIM

     

    Unutmak kolay mı? deme,


    Unutursun Mihriban'ım


    Oğlun kızın olsun hele,


    Unutursun Mihriban'ım.

     



    Zaman erir kelep kelep.


    Meyve dalında kalmaz hep


    Unutturur bir çok sebep,


    Unutursun Mihriban'ım.

     



    Yıllar sineye yaslanır;


    Hatıraların paslanır,


    Bu deli gönlün uslanır,


    Unutursun Mihriban'ım.

     



    Süt emerdin gündüz-gece,


    Unuttun ya, büyüyünce..


    Ha işte tıpkı öylece


    Unutursun Mihriban'ım.

     



    Gün geçer, azalır sevgi;


    Değişir her şeyin rengi,


    Bugün değil, yarın belki,


    Unutursun Mihriban'ım

     



    Düzen böyle bu gemide;


    Eskiler yiter yenide,


    Beni değil, sen seni de,


    Unutursun Mihriban'ım.



                              Abdurrahim KARAKOÇ

     

     

    ***Musa EROĞLU - Unutursun Mihribanım

      <<Önceki Sayfa |1/3|
    08ayhanca06 Fiyatlarımız Uygundur Reklam Vermek İçin İletişim gknozdn_08@hotmail.com Türkiye'nin En Genç Paylaşım Platformu